Bu sorular Fehmi Koru'ya sorulur mu?

'İstesem Başbakan'la daha yakın ilişki kurardım' diyen Fehmi Koru, gazetecilik hayatını, aşka bakışını, yemek zevkini anlattı ve hakkındaki iddiaları değerlendirdi. Taha Kıvanç itirafında bulunan Koru'yla dobra bir söyleşi...

Eklenme: 09 Mart 2011 16:05 / Güncelleme: 09 Mart 2011 16:05 / 40,559 Okunma / 16 Yorum

Nursel Tozkoparan'ın röportajı

Babıâli’nin duayen isimlerinden biri Fehmi Koru...

Hatta benim için tükenmeyen enerjisi, sınırsız merakıyla hem "büyülü" hem de "büyük" bir isim.

Türkiye ve dünyadaki son siyasi gelişmeleri içeren bir söyleşi yapabilirdim kendisiyle.

Ancak bütün bunları zaten her gün köşesinde, Kanal 7'de Haber Saati’nde yaptığı günlük yorumlarda, katıldığı televizyon programlarında okuyucu ve izleyicisiyle paylaşıyor.

Ben başka bir şey yapmak, “Bunlar Fehmi Koru’ya sorulur mu?” denecek sorularla karşısına çıkmak istedim. 

Daha doğrusu ‘sadece okuyucuyu değil, onu da bir parça şaşırtayım’ dedim.

Aşkı nasıl tarif eder?

Aşk evliliği mi, mantık evliliği mi?

Tatilleri niye çok konuşuluyor?

Gerçekten teknesi var mı?

Nerden giyiniyor, kim giydiriyor?

Yemek yapar mı?

‘Bismillah’ deyip bütün cesaretimi toparlayıp muzır sorularımı sordum.

Lakin Fehmi Koru özellikle ‘aşk meşk’ sorularımdan hiç hoşlanmadı, hatta bu sorulardan rahatsız olduğunu saklamadı da.

Tahammül sınırlarını zorladığımı itiraf etmeliyim.

Yine de röportajın başından itibaren nezaketi hiç elden bırakmadı.

Size şu kadarını söyleyeyim aşkın tarifini bile yaptı.

Ortaya gayet keyifli bir söyleşi çıktı.

RÖPORTAJ'DAN KONU BAŞLIKLARI

Fehmi Koru Başbakan’la olan ilişkilerini anlattı, ‘Başbakan’ın kendisini sevmediği' yönünde bir bilgisi bulunmadığını söyledi. Gazetecinin makbulü yanağında dudak değil tokat izi olan dien koru, gazetecilik yaşamıyla ilgili ilginç bilgiler de verdi.

Taha Kıvanç’ın Fehmi Koru’dan çok okunduğunu itiraf eden koru, eleştirdiği insanların çalıştığı kurumlardan kovulmasının kendisini mağdur edeceğini belirtti.

Film senaryosuna katkı sağlamanın kendisini heyecanlandıracağını söyleyen koru, aşkın tarifini yaptı ve özel hayatıyla ilgili bilgiler verdi.

MEDYA İLE HÜKÜMETLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER İÇ İÇEYDİ

Siz Babıâli’nin en deneyimli kalemlerindensiniz.  Daha önceki dönemle şu anki medyayı karşılaştırır mısınız? Bu dönemde baskı altında olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Ben hep muhalif gazetelerde çalıştım. Yani merkezin dışında, hep devletin ters baktığı hükümetlerin de kenarda tutma ihtiyacı hissettiği gazetelerde çalıştım. Dolayısıyla özgürlük alanım daha fazla idi. Yani merkez medyada diyelim, Aydın Doğan medyasında, Dinç Bilgin’in sahiplik ettiği gazetelerde çalışanlar,  yazanlar,  hangi türden baskılara maruz kalmışlar bunu ancak dostlarımın anlattıklarından ya da başlarına gelenlerin sonradan haberleşmesinden biliyorum.

O yüzden bizzat tanığı olduğum ya da benim başıma gelen bir şey yok. Dün daha rahattık, bugün daha kötü ya da dün daha kötüydü bugün benim için daha iyi gibi bir şey yok. Ama biliyoruz ki bu son sekiz yıl içerisinde tek partili hükümet iş başına gelene kadar medyayla hükümetler arasındaki ilişkiler iç içeydi. Patronların beklentileri ve istikametinde yayınlar yapılıyordu. Gazete Patronları daha çok kendilerine yakın hissettikleri ya da çıkarlarını koruyabileceklerine inandıkları hükümetlere destek verici yayınlar yaptırıyorlardı. Mesela bir gün Mesut Yılmazcı manşetler atılıyor o iktidara taşınıyor ve o geldikten sonra onunla hesaplaşmalar oluyor,  sonra birden bire Tansu Çillerci yayınlar başlıyor.  Leydi’nin topuk seslerinden başlayarak onu iktidara taşıyıp ve iktidarda tutmak ama göndermeyi de yine kendileri yapmak tarzında böyle iç içelikler yaşanıyordu. Sonra devletle devletin çeşitli birimleriyle, askerle, MİT’le gazetelerin yakın ilişki içerisinde olduklarını da biliyoruz.

Bu söylediğiniz Merkez medya için söz konusuydu değil mi?

Mesela Çetin Emeç Hürriyet’in genel yayın yönetmeni iken, kendisine MİT tarafından verilmiş olan bir fotoğrafı bastı, ertesi gün bir başka gazete… O zaman Hürriyet Doğan Gurubu içerisinde değildi. Aydın Doğan’ın sahip olduğu Milliyet Gazetesi’nde o fotoğrafın yıllar öncesine ait olduğu ortaya çıkınca Çetin Emeç bunun üzerine bir özür yazısı yazdı. O yazıda dedi ki; “İstihbarat örgütleri maalesef böyle çalışıyorlar, büyük kardeşe büyük pay küçük kardeşe küçük pay içerisinde bilgilerini veya belgelerini paylaşıyorlar. Ama bizi sonra böyle de mahcup da edebiliyorlar”. Bu itiraftan da anlıyoruz ki, iç içelik istihbarat örgütleriyle yapılıyor. O bakımdan iktidarlarla ilişkiler medya açısından hep sorunlu olmuştur.

ERDOĞAN BÜTÜN MEDYAYA EŞİT MESAFEDE DURMAYA SÖZ VERDİ

 Dün ile bugün arasında görebildiğiniz en önemli fark nedir?

Bugünkü iktidar özellikle Tayip Erdoğan bütün medya kuruluşlarına eşit mesafede durmaya söz verdi. Ve bu sözünü bugüne kadar fazla çiğnemedi. Yani her hangi bir medya gurubuna özel düşmanlık ya da dostluk sergileyip, çıkar açısından birini gözetirken diğerlerini mahrum etmek gibi geçmişin alışkanlıkları bu dönemde devam etmedi.

BİNLERCE DAVA FUZULİ

Ak Parti iktidarının yanlışları olmadı mı?

 Elbette bu dönemin de kendine özgü yanlış yanları var. Aslında dünya standartlarında gerçekten düzgün sayılabilecek bir basın kanunumuz var. Bu hükümet tarafından 7 yıl önce çıkartıldı. Ama buna rağmen ceza yasasındaki bazı maddeler günümüzde artık geçerliliğini korumaması gerektiği halde bulunuyor. Bu yüzden yüzlerce binlerce basın davaları var. Ve bu da Türkiye’yi aslında hak etmediği biçimde dünya basın özgürlüğü skalasında 138. sıraya itiyor.

Maalesef buna aldırmıyor hükümet. Şu anda görülmekte olan binlerce dava fuzuli aslında… Savcılar çoğuna da takipsizlik kararı veriyorlar. Bunların da çoğu mahkemeler tarafından reddediliyor. Ama yine de madde çok açık olduğu için o açık maddenin kapsamı içerisine giren ve dolayısıyla ceza alan pek çok meslektaşımız var.

İktidar bunu bilerek mi görmezlikten geliyor? İhmal mi kasıt mı var sizce?

kullanKasıt yok. Yani birilerinden intikam almak ya da onları kötü duruma düşürmek için konulmuş maddeler değil bunlar. Tam tersine hükümet Ergenekon davasına özel önem vermiyor mu? Balyoz davasına özel önem vermiyor mu? Daha doğrusu bunların sonuna kadar gidilmesi yolunda çaba gösterilmiyor mu? Gösteriliyor. İşte bu davaların çoğu Balyoz ve Ergenekon ile ilgili yapılan yayınlardan geliyor, açılıyor.

Bu bakımdan hükümet kendi eliyle kendisinin, aslında sonuna kadar gidilmesini arzu ettiği dava süreçlerini, gazetecilere yasak alanı haline getiriyor. O yasak alanı içerisinde de olsa yayın yapanlar da bu defa mahkemelerin önünde kuyruğa giriyorlar. Geçen haftalarda sadece Zaman Gazetesi’nden bir günde tam 23 gazeteci savcılıkta ifade verdiler. Şimdi bunlar gerçekten olmaması gereken şeyler. Basın kanunu açısından geçmişte çok daha özgürlükleri dar anlayış söz konusuydu, o basın kanunu daha özgürlükçü bir hale getirildi ama geçmişte olmayan sayıda gazeteci bu dönemin önemli davalarının birbiri ardına açılması sebebiyle o davalarla ilgili yaptıkları yayınlar yüzünden mahkemelik oluyorlar.  Bu da Türkiye’nin sanki basın özgürlüğü konusunda bir sabıkası varmış gibi bütün sıralamalarda en alt noktalarda bulunmasını gösteriyor.

ERDOĞAN SEVDİĞİNİ DE ÇOK AÇIK BELLİ EDİYOR SEVMEDİĞİNİ DE

Merkez medyadaki bazı gazeteciler, Tayyip Erdoğan’ın muhalif sesleri susturduklarına inanıyorlar. Buna katılıyor musunuz? Böyle bir şey var mı?

Tayyip Erdoğan’ın özelliği biliyoruz sevdiğini de çok açık belli ediyor sevmediğini de. Geçmişte de politikacılar medyada çalışanlarının çoğundan, köşe yazarlarının çoğundan, gazete yöneticilerinin çoğundan, gazete patronlarının çoğundan hoşlanmazlardı. Ama bunu belli etmezlerdi. Dolayısıyla da kimin sevdiği kimin kimden nefret ettiği konusunda ancak iki kişi arasında yani o patron ya da o genel yayın yönetmeni ya da o yazar kendisi ile o dönemin önemli politikacısı arasında geçen görüşmelerden ya da yüzüne bakışından böyle bir sonuç çıkartırdı. Şimdi ise Tayyip Bey belli ediyor kimi sevdiğini kimi sevmediğini.

İSTESEM TAYYİP BEYLE YAKIN İLİŞKİ KURABİLİRDİM

Siz kendiniz böyle bir şey hissettiniz mi?

 Yok, ben zaten en baştan hiçbir politikacıyla mesleğin gerektirdiği sınırların dışına taşan bir ilişki kurmadım. Mesela ben Turgut Özal’ı O politikaya atılmadan ben de gazeteci olmadan çok önceden yakın tanıyordum. O politikacı, başbakan, cumhurbaşkanı oldu. Ben de Ankara’da temsilcilik yaptım, başyazarlık yaptım. Belki o zaman Turgut Bey ile daha çok görüşüyorduk ama bu görüşmemi veya bu yakınlığımı hiçbir zaman mesleki açıdan, çizilmiş olan sınırların dışına taşırmadım. Bugün için de öyle. Yani Tayyip Bey ile istesem herhalde daha yakın ilişkiler kurmam mümkün olabilirdi.

GAZETECİNİN MAKBULÜ YANAĞINDA DUDAK İZİ OLAN DEĞİL TOKAT İZİ OLANDIR

Tayyip Beyin size karşı olan tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani Tayyip Bey sizi seviyor mu?

Yani sevdiği veya sevmediği noktasında bilgi sahibi değilim. Başkaları bu son süreç içerisinde sanki böyle bir sorun varmış gibi bir şeyler yazdılar. Ama doğrusu ben bu güne kadar Tayyip Bey’den dostluk dışında hiçbir şey görmedim. Mesela Tayyip Bey başbakan olduktan kısa bir süre sonra İstanbul’da bütün meslektaşlarımı bir arada toplayıp bir yemek verdim ve Tayyip Bey de katıldı. Bundan iki yıl önce kızım evlenirken nikah şahidi olarak çağırdım ve geldi. Bildiğim kadarıyla bu güne kadar beni sevmediği konusunda bir mesaj olarak benim algılayabileceğim hiçbir şey yok.

Genel olarak benim kendisine yönelttiğim eleştiriye o da genel olarak karşılık verdi. Bunu da ben doğal karşıladım. Benim gazetecilik felsefem, eski üstatlarımızın bize öğrettiği ‘gazetecinin makbulü yanağında dudak izi olan değil tokat izi olandır.’ Felsefem bu olduğu için ben eleştiririm karşılığını da alırım. Bundan daha doğal bir şey olmaz. Amerikalılar “yayınla veya sonucuna katlan” derler. Biz de yayınlıyoruz ve sonucuna katlanıyoruz.

 Yeni Şafak’tan ayrıldıktan sonra bir görüşmeniz oldu mu?

Hayır. Olmadı.

 Zaman Gazetesi’ni kurduğunuz yıllarda, bu günleri düşünmüş müydünüz? Yani zaman gazetesinin böyle büyüyeceğini hayal etmiş miydiniz?

 Aslında gerçekten boş bir zemin üzerine mümkün olan en mütevazı imkânlarla ve fazla büyük hayaller kurulmadan yayına başlayan bir gazetedir Zaman Gazetesi. Bizim tahayyül edebileceğimiz en fazla satış rakamı 50 bin civarındaydı. Dolayısıyla birkaç ay içerisinde 30 bine falan yükseldiğimizde biz bile şaşırmıştık. Teknolojik açıdan da fazla ileri değildi imkânlarımız.  İlk bir yılın sonunda gazetenin merkezi İstanbul’a taşındı. Taşınma sırasında genel yayın yönetmenliğine bir yanlış tercihte bulunuldu ama iki üç ay sonra bu yanlış tercihten dönüldü. O noktadan sonra da doğru tercihler yapılarak bugün Türkiye’nin en çok satan gazetesi haline geldi.

Yanlış tercihten kastettiğiniz kim?

Gazete İstanbul’a taşınırken ben Ankara’da kaldım, İstanbul’a gitmedim. O dönemde Mehmet Şevket Eygi’yi gazetenin genel yayın yönetmeni yaptılar. Onun vaat ettiği tirajlar vardı gazetenin patronlarına.  Bizim o dönemde satışımız 35 bin civarındaydı. Bir çırpıda 50 bine, iki ay sonra 100 bine sonra da 500 bine çıkacak bir gazeteden bahsediyordu. Onun zamanında olmadı ama O ayrıldıktan sonra Zaman gazetesi 800 bin satış yapan bir gazete haline geldi.

O zaman gazetenin kadrosunda kimler vardı?

Bizim çalıştığımız kadro aslında bugün de Türkiye’de önemli yorumlarda ya da önemli fikri platformlarda bulunan insanlar. Nabi Avcı, şu an Başbakan’ın baş danışmanı ve Profesör. Mehmet Doğan Yazarlar Birliği Başkan’ıydı o zamanlar ve bizim kadrolu arkadaşımızdı. Ali Bulaç İstanbul’dan katkıda bulunuyordu. Böyle bir kadromuz vardı. Sanat danışmanı Özkul Eren’di. 

Tekrar bir gazetenin yönetim kadrosunda bulunmak ister misiniz? Bir teklif gelse genel yayın yönetmenliği düşünür müsünüz?

 Genel yayın yönetmenliği iddia işidir. Ben de 30’lu yaşlarımda genel yayın yönetmenliği yaptım. Şimdi kalkıp 30 yıl sonra yeniden genel yayın yönetmenliği bana ağır gelir tahmin ediyorum.

Özellikle okuduğunuz, takip ettiğiniz yazarlar hangileri? kullan

 İsimler vermenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Çünkü unuttuklarımız var, zoraki okuduklarımız var bunlara gerek yok. Ama iyi yazarlar var ben çok sayıda yazar okuyorum.

İyi yazar olmanın ölçüsü nedir sizin için?

Yazarlık öyle bir iş ki, eğer belli bir kaliteyi belli bir okuyucu kitlesini sürekli arkasında tutamayan bir süre sonra elenmek zorundadır. Elenenlerin de arkasından ağlayanları da olmuyor. Önemli olan bir yazar eğer yazısını her gün bir yerde görünmediğinde, birileri ya bu falanca kişi niye bu gün yazısıyla yok denmesi ya da işte bir süre ara verdiği zaman sanki kıyamet kopmuş gibi okurlarının fellik fellik neler olduğunu anlamaya çalıştığı bu iyi bir yazar olduğunu bence gösteriyor.

Yorumlar Yorum Yaz
  • MUSTAFA GÜLLÜ

    İLK GÜNKÜ GİBİ 13 Mart 2011 12:13 - Toplam 1 kişi beğendi.

    zaman gazetesi kurulduğundan beri yaklaşık 25 yıldır kendisini takip ediyorum, taha kıvanç ında o olduğunu bilmeden takip ettim. fikirlerimi doğru istikamettte geliştirdiğini bugün daha iyi görebiliyorum. Komplo teorisyenliği altında hep gerçekleri gösterdi. Teşekkürler Doğruları yazan adam

  • Kamil

    niye sorulamasın 11 Mart 2011 01:32

    ne yani aşk hayatı sadece cübbeliye mi sorulacak yada baykala mı sorulacak,şaka tabiki, -size cevap verildiğinde hoşunuza gitmeyecek sorular sormayın- diye peygamber için bildirilmiş ama hepimiz için geçerli olan bu ayeti unutmamak gerek,siz yine de sorabilirsiniz ama alacağınız cevap belliyse siz bilirsiniz -:)

  • İbrahim Dursun

    Katel Medyasına gitmeyi düşünmüştü.. 10 Mart 2011 16:16

    Kabul edilmeyince soluğu eski gaztesinde aldı..İnsanların iç alemi bambaşka..Dış görünüşü sizi aldatmasın..VesSelam

  • Ahmet Aydın

    takip etmeye devam 10 Mart 2011 12:34

    fehmi bey türk basınındaki en bilgi dolu yazıları ve analizleri yazan gazetecidir. her bir yazıs büyük bir emek ürünü. zevkle okumaya devam ediyoruz.

  • Murat Erturk

    Fehmi Koru bir değerdir 09 Mart 2011 22:37

    Kim ne derse desin, Türk basın tarihinin en önemli kilometre taşlarından biridir. Kimse hatasız yanlışsız olamaz. Hele de 30 yıldır yazıyorsa... Eleştirirken bile saygıdan uzaklaşmamak lazım. Allahtan sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

  • TÜM YORUMLAR İÇİN TIKLAYIN