Şoray Uzun'dan Uzun Yol'un öyküsü

Şoray Uzun’un yolu uzun, reytingi ise yüksek. Kanal 7’deki programıyla Anadolu’yu evlerimize taşıyan Şoray, milyonları ekranları kilitlerken neler yaşıyor? İşte ilginç söyleşi:

Eklenme: 17 Eylül 2006, 17:15 / Güncelleme: 17 Eylül 2006, 17:15 / 9,535 Okunma / 5 Yorum

İşte H. Salih Zengin'in Şoray Uzun ile yaptığı ilginç röportaj...

Şoray Uzun’un yolu uzun, reytingi ise hayli yüksek. Kanal 7’de yaptığı programına Anadolu’nun eğlenceli hallerini taşıyan Şoray, içten ve komik haliyle izleyenleri ekrana kilitliyor. Büyükanne özlemiyle kendini ninelerin dizlerine atan Şoray, ‘İşin en zoru, köylülerle vedalaşmak.’ diyor.

Beş yıl sonra Anadolu’da ‘şive’ diye bir şey kalmayacak

Ey Şoray! TRT’de yıllardır ‘Gezelim Görelim’ programını yapan Nuray Yılmaz’a halkımız ‘Sarı Kız’ adını takmıştı. Şimdi de sana ‘Sarı Boğa’ diyorlarmış. Nedir bu halkımızın sarı merakı. Ayrıca Anadolu insanı ineğini ‘sarıkızım’, öküzünü ‘sarıboğam’ diye sever bilirsin. Ne iş!

Baba, Kırkpınar’da Ahmet Taşçı ile güreş tutarken ‘Dokuz kez başpehlivan olan Ahmet Taşçı ile Sarı Boğa’ diye anons edilince adımız öyle kaldı. Sadece sarı değil karayı da sever Anadolu. Karaoğlan ismi siyasete bile damgasını vurmuş.

Sarı Boğa ismi hoşuna gitti yani?

Valla Kemal Sunal’a ‘İnek Şaban’ derlerdi. Kimse ona hoşuna gidip gitmediğini sormadı. Hoşlanıp hoşlanmama insanın elinde değil. Anadolu’da birçok insan hoşlanmıyordur lakaplarından. ‘Kel Hüseyin’ diyorlar. Hüseyin’cim sabaha kadar mutsuz olsa da yapacak bir şey yok.

‘Şoray Uzun Yolda’ programında her hafta teyzelerin-ninelerin kucağına yatıyorsun. Hayırdır, anne özlemi mi çekiyorsun?

Anneannem ben doğmadan ölmüş, dayımı doğururken. Benim biri üvey iki tane babaanne vardı. Bulgaristan’da üvey babaanneyi bıraktık ve Adana’ya gerçek babaanneyle geldik. İlkokul bittikten sonra İstanbul’a göçtük, babaanne Adana’da kaldı. Rahmetli öyle bir kadındı ki, bizi görmek için akşam 7’de otobüse biner ve ertesi sabah 8’de bizde olurdu. Saat 3-4’e kadar bizi görür ve Adana’ya geri giderdi. Rahmetli dedem kalmasına izin vermezdi. Ben de bu özlemden kendimi vurdum yollara.

Ninelerden ‘gel oğlum ol’ diyen oluyor mu?

Torunları, oğulları yanında olmayanlar salmak istemiyor, kal yavrum diyorlar. Kalsam; kalacağım.

Kızını vermek isteyenler peki?

Evli olduğumu bilmeyince ‘buradan evlenmeyi düşünür müsünüz’ diye soruyorlar.

Anadolu’da kına gecelerine erkek sinek dahi giremezken, nasıl oluyor da Şoray pat diye damlıyor? Biz gitsek ‘zumzuğu’ yeriz.

İnsanlar o kına gecelerinin Anadolu’da böyle çok sık olduğunu zannetmesinler. O kına geceleri cımbızla çekiliyor ve önceden izinli oluyor. Bizi ilgilendiren kısmı yüzyıllardır devam eden, şimdi pek uygulanmayan gelenek-görenekleri ekrana taşımak. Eğlence sonradan geliyor. Kına gecesi bu, cenaze helvasının kavrulduğu bir ortam değil.

Bu muhabbetin ‘şeytan tüyü’ kimde Şoray?

Şeytan tüyü, diyalog kurduğumuz ahalide. Bayılıyoruz size diyorlar. Buna çok itimat etmiyorum.

Hiç istedin mi şu köye yerleşeyim diye?

Yirmi tane var. Alanya’da bir köye çıkıyorsun, ‘Burası benim yerim’ diyorsun. Artvin’e gidiyorsun yine öyle. Herhalde kalmak lazım bir yerde.

Muhtar olarak mı?

Yok, muhtar olmak istemem, zor iş. Muhtarla konuşmadan rahat edemiyorum. Saz çalan, şiir yazan, ozan muhtarlar var. Bakan gibi muhtarlar…

Sonuç olarak nasıl Anadolu insanı?

Zekiler, çok zekiler. Benim o ak sakallı hacı amcalar, geliniyle atışan teyzeler zannedilmesin ki dünyayı bilmiyor; cahil cühela. Bizi sol cebine sokar sağ cebinden çıkartırlar. Konservatuar mezunu değiller, stand up geçmişleri yok. Belki yeteri kadar gazete ve kitap okumuyorlar, Oğuz Atay’ı tanımazlar ama ‘tutunamayan’ birçok adam var.

Kamera arkası alalım biraz da…

En zor kısmı vedalaşmak. Kaptırmamaya çalışıyorum kendimi, ağlamamaya çalışıyorum. Bazı gelinlerin kuşağını bana bağlatıyorlar. Çok büyük bir sorumluluk. Oradan nasıl ayrılıcan ki şimdi? Muhasebeye uğrayıp parayı alalım moduyla çıkamazsın ki! Orası ticari bir arena değil. Ekipte bayağı ağlayanımız oluyor. Bu arada düğün çekimlerinde aldığımız bütün paraları iade ediyoruz, Adam 20 YTL çıkarıyor, biz 200 YTL’sini alıyoruz. Gözü seyiriyor program sonuna kadar. İçi gidiyor.







‘İneğimi çek diyen çok!’


Kamera gelsin de kendimizi gösterelim diye özel bir beklentisi var mı Anadolu’nun?

Yok. Sadece ‘yeğenini Fransa’daki dayısı görsün’ var. En büyük sorun, belli bir yaşın üstündeki insanların ekrana çıkmak istememesi. “İneğimi çek” diyen de var. Ama yazmıyor ki üzerinde, Hasan ağabeyin ineği diye...

Başka ne istekler oluyor sizden?

En çok ‘Başbakan’a bir şey söyleyeceğim’ var: Fındığı yükselt, dere kokuyor, yol yap, inek al diyorlar. Hep Tayyip Erdoğan’dan istiyorlar.

Anadolu’ya bakışında ne değişti?

Anne babası yanında, önünde koyunlar, arkası orman, doğası güzel yerler dururken, yeni jenerasyon bodrum katı, sobalı, altyapı sorununu çözememiş büyük şehirlere kendilerini atıyorlar.

Bu programlar geri dönüşe katkı sağlar mı?

Sanmam, çünkü bu tarz programlar büyük şehirde aldıkları parayı onlara geri vermiyor. Adam iki tane koyunu güderek geçinemiyor. Eskiden 250 hane olan köyler, şimdi 40 haneye düşmüş. Eski neşesi yok Anadolu’nun. Çekimlerinizin hepsi belgedir. Bilmiyoruz bundan beş sene sonra böyle bir program yapılabilir mi? Zannetmiyorum. Çünkü bu gelenek ve görenekleri yaşatanların yaş ortalaması 65. Yeni jenerasyon bunları saçma buluyor. Herkes salonda tek düze evleniyor. Malzeme giderek tükeniyor. Biz de doğalını bulalım diye fellik fellik dolaşıyoruz.







‘Acun kınalara gidebilir ama otantik olmaz’


Seni en çok ne etkiledi yol boyunca?

Bir köyde atla saban süren bir çiftçi gördük. Minibüsteki 8 kişiye ‘aç mısınız?’ diye sordu. Tut ki açız, ne yapacaksın yani? (Gözleri doluyor) Açtı çıkınını, iki domates biraz beyaz peynir yarımdan fazla ekmek var; onu bölüşecek bizimle. Zengin kim? İşte zengin bu! Hiçbir köy yok ki, bugüne kadar ‘aç mısınız’ diye soran ve ‘biz tokuz valla’ deyince de, ‘yemek yemeden gidemezsiniz’ demeyen. Ayda 20 köy geziyoruz yani.

Peki niye programlarda Anadolu köylerinde habire börek yapılıyor?

Programı bir kez seyrettikten sonra gören börek açıyor. Sonra da ‘çekmiyor musunuz’ diyor. Derdimiz börek provaları değil, börek sırasındaki konuşmaları.

Senin programın başka TV kanallarında aynı başarıyı yakalar mı?

Zannetmiyorum. Kanal 7 kurumsal kimliğiyle gitmenin çok büyük artısı var. Acun da kınalara gidebilir, ama çok otantik olmaz. Orada ‘elbiseyi kaça aldın’ diye sorabilecek bir abla yoktur çünkü. Elbise yok peştamal vardır, onların da fiyatları yoktur. Oradan ne muhabbet çıkarabilir, onu bilemiyorum yani.

Sana Kanal 7’nin Mehmet Ali’si diyorlar?

Öyle kategorizasyona gerek yok. Çok teklif geldi ama kararım ticari olmadı. Çünkü onlar ‘bu program çok güzel, bizim kanalımızda da olsun’ diye bakmıyor, reytinglere bakıyorlar. Kanal 7’deyim diye kendimi kısıtlamıyorum. Ama bir başka müesseseye geçince plajdaki tangalı ablaya “Yanınızdaki adam sevgiliniz mi?” demem. Para için bunu yapmam.







‘TIR şoföründen daha çok kilometre yapıyorum’


Babanın TIR şoförü olmasından mı kaynaklanıyor gezme merakın?

O da garip. Ben babamın işini yapmayayım diye oyuncu oldum. Hesabını yapıyorum. Babamdan fazla kilometre yapıyorum. Büyük lokma ye büyük konuşma!

Babanla hiç karşılaştın mı yolda?

Tesadüfen Edirne’de geçen sene karşılaştım. Aradım, ‘Bulgar tarafındayım’ dedi. Benzin istasyonunda buluştuk, konuştuk.

Bu tarz programları nasıl değerlendiriyorsun?

Sayısını yetersiz buluyorum. Gerçek magazinin bu olduğunu, bu işin magazin diye kakalamaya çalışılan şeyden daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bu tarz programlar, abudik gubidik programlardan az reyting aldığı zaman bozuluyorum.

Güzelliklerin ekrana taşınması, aynı zamanda bu güzellikleri eskitmez mi?

Ticari anlamdan daha önemli bir kaygımız var. Yörelerimizin en önemli özelliklerinden biri olan diller, kıyafetler, âdetler bağıra bağıra gidiyor. Bunların özendirilmesiyle ilgili her türlü çabanın desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ben bir dizide de oynayarak aynı geliri elde edebilirim. Üstelik evden de ayrı kalmam. Benim 4,5 yaşında ve 4 aylık iki oğlum var. Ahmet Tan ve Mehmet Okan. Onlardan ayrı kalmaya bayılmıyorum. Karadeniz’de gençler artık ‘çeliyorum, çidiyorum’ demiyorlar. İstanbul lehçesine özenmişler. Plajlardan kafamızı bir kaldırsak… Eline mikrofonu alanın çıkabileceği bir yer değil Anadolu.

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri