Ahmet Özhan’dan ders gibi sözler: Müslümanım demekle müslüman olunmaz

Türk Musikisinin usta ismi Ahmet Özhan, Haber7'ye konuştu. Türk müziğinin geldiği duruma değinen Özhan, tasavvuf ve din üzerine de çarpıcı değerlendirmelerde bulundu

Ahmet Özhan’dan ders gibi sözler: Müslümanım demekle müslüman olunmaz
Ahmet Özhan’dan ders gibi sözler: Müslümanım demekle müslüman olunmaz
GİRİŞ 18.10.2019 15:25 GÜNCELLEME 18.10.2019 15:25
Bu Habere 19 Yorum Yapılmış

Sanatçı Ahmet ÖzhanHaber7 Gündem Masası’nın konuğu oldu ve sorularımızı tüm samimiyetiyle cevapladı. Muhabir arkadaşımız Gamze Türk ve Yasemin.com editörü Busenur Çalık’a konuşan usta sanatçı, dinin önemini ve Müslümanlığın kıymeti hakkında tespitlerde bulundu.

 

 

MÜSLÜMANLIĞI HAYATINDA İSPAT ETMEN LAZIM

Ülkemizde, özellikle gençlerde büyük bir batı özentisi var. Özdeğerlerimizden, kültümüzden bir uzaklaşma söz konusu. Toplum olarak maddiyata çok önem vermeye başladık. Sizce toplum olarak maneviyattan bu kadar uzaklaşmamızın nedeni nedir?

 

 

Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi şöyle bir kendimizde denememiz lazım. Biz kültürümüze, kanaat önderleri ve gerçek sanatçılar olarak diyelim, ne kadar sahip çıkıyoruz? Biz kültürümüzü o bahsi geçen gençlere daha çok sevdirmek, onların paylaşımını sağlamak için onlara nasıl servis ediyoruz? Bu da çok önemli. Hiçbir şey yapma, tamamen sürecin gerisinde kal, sonra da durmadan şikâyet et. Bu iktidarsız muhterisliğe girer. Olacak şey değil. İnsanın çalışması lazım. Değerlerimi güncelleyelim ve güne uyduralım derken, çok iyi anlamak lazım. Yani Kur’an’ın irfanını asrın bilincine taşımamız ve söyletmemiz lazım diyorum, Akif’in söylediğine öykünerek. Güncellenmeyi Batılılaşma olarak algılamak doğru değil. Batı’nın şu anki bütün argümanları kendi seküler kafasının, inanç harici, sadece akıl aydınlanmasına endekslenmiş bir duruşun neticesi olduğundan dolayı biz aynı şeyleri tekrar edemeyiz. Çünkü biz Muhammedî duruş, vahdet ve birlik anlayışı içerisinde hayatın bütün teferruatını oraya, o tevhid noktasına yönlendirmek üzerine bir düşünce ve yaşam biçimi içerisinde olmakla mükellefiz. İslam’ın hakikati Muhammedîliktir. Parçalanmış ve herkes farklı düşünüyor, diyerek birbirleriyle cenk etmeye başlamış olan Müslüman kimlik iddiasındaki insanların dininin tartışılması lazım. Müslüman olan Muhammedî’dir. Muhammedî duruş nedir, bunun doğru dürüst araştırılması lazımdır. Emin, sevecen, ötekisiz bir bakış sahibi, merhametli, çok çalışkan, mütevazı, cesur bir kişi olması lazımdır. Bütün bunlar insanın dini ortaya koyar. Yoksa, “Ben Müslümanım” demekle Müslüman olunmaz. Müslümanlığı hayatında ispat etmen lazımdır. Dosta da düşmana da karşı, sahada ispat etmen lazımdır. Öyle palavrayla yok. O zaman biz dünyada ne olup bittiğini çok iyi takip edip onların bizim aleyhimize olacağı yerleri tespit edip o mekaniği bizim faydamıza olacak şekilde “bizdenleşmesini” sağlamaya çalışmamız lazımdır. Yoksa sanal dünyaydı, oydu buydu şuydu… Nur içinde yatsın, Necmettin Erbakan’ın çok güzel bir sözü vardır: “Siz onların yaptığı topu, bombayı yapmaya çalışmayın. Öyle bir şey yapın ki onlar o bombayı attığı zaman onu çevirin ve kendi bombalarıyla vurun.” Bomba zaten yapılmış, onu yapmaya çalışmayın diyor. O zaman seküler, inançsız, maddeci dünyanın bizim aleyhimize olacak şeylerini bize fayda sağlayıp onları vuracak şekilde düşünmemiz lazım. Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde, “Akletmez misiniz?” diyor. Hala şuuruna varmadınız mı, diyor. Akletmiyor, şuurlanmıyor ve çalışmıyorsan şikâyet etmeye de hakkın olmaz.

VAROŞLARDA ELEKTRONİK BAĞLAMAYLA TASAVVUF MÜZİĞİ DENİLEN BİR İFADE ORTAYA KONUYOR

Türk Musikisinin popüler müzik türlerinin gerisinde kalmasının sebebi sizce nedir? Neden kendini güncelleyemedi? 

Türk musikisi, sanat musikisidir. Sanat, belli ilim ve irfan seviyesine gelmiş insanlar tarafından algılanır, icra edilir ve dinlenir, seyredilir. Türk müziğini güncele indirgediğin zaman o kastettiğimiz Türk müziği olmaktan çıkar. O zaman bir Türk sanat müziğini birileri tarafından, bir yerlerde, birilerine verilen konserlerde yaşatmaya bakalım. Zaten bugün cari olan bir müzik var Türkiye’de. Onun adına fantezi müzik diyelim. Fantezi müziğin içerisinde, bir adım öncesinde var olan arabesk var. Arabesk de o anlamıyla yok artık o da bitti. Ama fantezinin içerisinde arabesk var. Şimdi kastettiğin Türk müziğini gençlere sevdirmenin birtakım lezzetleri o fantezide var. Folklor müziğimizin öğeleri bu fantezi müziğinde var. Üstelik Batı alt yapısıyla bir şekilde insanlara veriliyor. Bunu sen de dinliyorsun ben de dinliyorum. İkna ediyorlar bizi. Bunun karşısına çıkmak çok fazla önemli değil. Demin söylediğimi söyleyeceğim: Mademki böyle bir müzik var, psikolojik savaşı kaybetmiş, kaderci bir düşkünlüğe maruz kalmış bir insan profiline hizmet eder bir şekilde değil daha faydalı bir sözel yapıyla daha dinamik, daha aydınlık, daha parlak bir imajı ortaya koyabilecek bir sözel müzik türüne taşımamız lazım. Bu yine, rahmetli Hoca’nın söylediği gibi, onların koyduğu tarzla onları vurmak anlamını taşıyacak bir sözel yapı olması lazım. Bu sözel yapının da ortaya konabilmesi için insanların beyinlerinin aydınlanmış olması lazım. Onu arzu eder ve onun üzerine gider bir şekilde çalışan ve yaşayan insanlara ihtiyacımız var. Bu da bilinçlenmeyle alakalı. Bu da hürriyetle ve insanların kendilerini hür hissedip düşünce özgürlüğü içerisinde ifade özgürlüğünü de rahatça kullanabildikleri bir ortamda olur. Bunların sağlanıp üzerine gidilmesi lazım. Tasavvuf müziğini de başta çok yadırgamışlardır. Çok fazla bühtan gösteren insan vardı. Ama netice itibariyle bugün hiç kimse tasavvuf müziğinden şikayet etmiyor Çünkü her türlü kültür katmanının icap ettirdiği tasavvufi anlamda bir dışavurum tarzı ortaya çıktı. Açık açık söyleyeyim: Varoşlarda elektronik bağlamayla da kentte orgla da her renkte, “tasavvuf müziği” denilen bir ifade ortaya konuyor. Bunu yadırgamıyor muyum? Yadırgıyorum; fakat bu insan ve kültür katmanlarını, sosyopsikolojik katmanları yok sayamam ki. O zaman o katmanların hepsini belli bir düzleme getirecek bir maarif programına ihtiyaç var. Neden eğitim programı demedin diye sorabilirsiniz. Bilerek “maarif” diyorum. Maarif programı olması lazım ki irfanlı olsun. Eğitim dediğin zaman, at köpek gibi mahlukatı da eğitiyorlar ki çok severim onları. Ama insan o şekilde eğitilecek bir mahluk değil. İnsan arif olması, irfan sahibi olması gereken bir varlıktır ve bunun için maarife ihtiyacı vardır. Eskiden Maarif Bakanlığıydı, şimdi Millî Eğitim Bakanlığı oldu. Evvela bu tercihleri yapmak ve imar etmek lazım. Bu tercihler üzerinden devam ederek, kadim zamanlardan beri gelen, dimdik durabilen ama aynı zamanda da yüreği hemen kıyılabilen, şimşek gibi bakan ama hemen de gözlerinden iki damla yaş süzülebilen inançlı bir insanı ortaya koymamız lazım. Buna çalışmamız lazım. Bunun için de yeni imajlara ve imajmakerlara ihtiyacımız var. Bunu da bizi yönetenlerin düşünmesi ve bu plan ve programları hayata geçirmelerini önemli görüyorum ve bekliyorum inşallah.

DİN BİR HAYATTIR

Uzun yıllar önce tasavvuf müziğine gönül verdiniz. Ve bu alanda üretim yapmaya devam ediyorsunuz. Bir tasavvuf sanatçısı olarak günümüzde dinin doğru anlatıldığını düşünüyor musunuz?

Hayır düşünmüyorum. Sadece bir manifesto gibi bir söylemi var bugünkü din anlayışının. “Bu doğrudur, bu yanlıştır, bu helaldir ve bu haramdır” gibi. Dinde her şey vardır. Din bir hayattır. Din başka hayat başka diye bir şey yoktur. Laiklik dogması ile zaten milleti ve memleketi yeteri kadar böldüler. Böyle bir şey yoktur. Din, A’dan Z’ye uyanıp gözlerini yatakta açtığından bir daha yatacağın zamana kadar, bütün efalini, senin varlığında mündemiç olan yani derununda var olan dinamiği ortaya çıkarmanda yardımcı olacak ne kadar eylem varsa din sana onu teklif etmiştir. Din bir tapınma ritüeli değildir, bir yaşam anlamı ve biçimidir. Ama böyle katı kurallarda, “Böyle böyle yapman lazım” değildir. Bunu anlamak için de arif olmak lazımdır. İrfana ihtiyaç vardır. Maarif görmüş olmak lazımdır. Maalesef bugünkü dini tedrisatla, İslam’ın ve Cenab-ı Hakk’ın “Sizin için İslam’ı beğendim ve nimetimi kemale erdirdim” ayetinin içeriğindeki o muhteşem lezzeti, kokuyu, yaşam sevincini bugünkü didaktik bir din söyleminden ortaya koyamayız. Din sevdadır, gözümün nuru. Prensipleri, o sevdayı muhafaza etmek için gerekli olan prensiplerdir. Yoksa senin hürriyetine müdahale eden prensipler manzumesi söz konusu değildir. Neyi yapma diyorsa, sendeki o güzeller güzeli enerjinin, esma terkibinin, feyzin, şuanın sağlıklı bir şekilde açığa çıkmasını temin etmek için koyuyor o sınırları sana. Yoksa nefsin oraya seni kaydırıverecek, bütün işin aroması, lezzeti, kokusu, her şeyi bozulacak. Çünkü nefis diye bizim bir bedenimizde taşıdığımız bir düşmanımız var. O dinin koymuş olduğu “yasak” denilen, halbuki ikramlar, nefse prim vermeyerek sendeki cevheri muhafaza etmen içindir. Yoksa sen onu veya bunu yapmayarak ne Allah’a fayda sağlayabilirsin ne de zarar verebilirsin. Bunları bu şekilde anlayabilecek bir sevdayı yaşam biçimi haline getirmeden Müslümanlığın zevkinden bahsedemez kimse.

 

ETİKETLER
RÖPORTAJ
YAZDIR
YORUMLAR 19
  • Ahmet 4 hafta önce Şikayet Et
    Çok güzel ve ince hakikatler.Ağzına sağlık
    Cevapla
  • Hıdır BUDUR 4 hafta önce Şikayet Et
    ATASÖZÜ : " Eşek DERVİŞ olmaz odun çekmekle tekkeye, deve HACI olmaz gidip gelmekle Mekkeye"...!!!.."İSRAİLLE SAVAŞMAK CAİZ DEĞİLDİR" diye fetva veren SUUDİ'lerden ne beklenebilir ki başka..İşleri güçleri "ABD ve İsrail değirmenine su taşımak"..Allah Islah etsin...
    Cevapla
  • Bora mari 4 hafta önce Şikayet Et
    Nefis olmasın o...
    Cevapla
  • abdullah 4 hafta önce Şikayet Et
    doğruları söylüyor vesselam yanlışta ve hele yanlışı seven yahut enkötüsü olan yanlışı savunan olmamak dileğiyle
    Cevapla
  • Vatandaş 4 hafta önce Şikayet Et
    Ayasofya açılırsa Türkiye üzerindeki musibet biter
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
DİĞER HABERLER
Kur'an-ı Kerim üzerinden çirkin provokasyon!
Son dakika haber: ABD'den İran açıklaması