Çocuk terbiyesinde doğru sanılan yanlışlar
Çocuklarımızın eğitim ve terbiyesinde birçok yanlışı doğru gibi biliyor ve uygu-luyoruz
GİRİŞ 19.07.2008 15:15
GÜNCELLEME 19.07.2008 15:15
Çocuğumuz var ve canımızdan daha kıymetli. Ve en büyük amacımız çocuğumuza iyi bir eğitim ve terbiye verebilmek. Çünkü o üzerine titrediğimiz, masum yüzlü, sevimli yavrularımız büyüdükçe üzüntülerimizin nedeni olabilir. Bu sebeple onların zihinsel ve karakteristik gelişimlerinin ilk dönemlerini çok iyi tahlil etmemiz ve tüm büyüme evrelerinde yerinde ve doğru müdahaleler yapmamız gerekir. Peki bu doğru müdahaleler nelerdir, ne zaman ve nasıl yapılır?
Son yıllarda çocuk eğitimi üzerine bir hayli kafa patlatılıyor. Konu ile ilgili yazılan makaleler ve yayınlanan kitaplar, çocuğunun eğitimi konusunda endişe ve kaygı duyan ebeveynler için adeta bir rehber niteliğinde. Ancak yayınlanan bu çoğu kaynak kitap ve makaleler maalesef kendi kültür mecramızın bir hayli dışında. Özellikle batı toplumlarının çocuk eğitimi konusundaki çalışma ve tecrübelerine dayanan bu yaklaşımlar maalesef çoğu zaman parlak ve tatmin edici sonuçlar vermiyor. Bunun yanı sıra çocuğumuza kendi kültür değerlerimiz çerçevesinde uyguladığımız eğitim ve terbiye de toplumsal gelişim ve etkileşimlerine nazaran geri ve yetersiz kalabiliyor. İşte bu iki nedenden ötürü süreç içerisinde çocuk eğitimi konusunda birçok yanlışı doğru olarak sistemleştirmiş bulunuyoruz. O zaman bu doğru bilinen yanlışları nasıl tespit edecek ve uygulama sahasından arındıracağız? İşte bu soruya Pedağog Adem Güneş yanıt bulmaya çalışmış ve “Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar” adlı bir kitaba imza atmış.
Adem Güneş’in Nesil Yayınları’ndan çıkan kitabında ilginç tespitler yer alıyor. Örneğin “çocuk bağımlılığı.” Yazara göre çoğu anne baba çocuklarına karşı besledikleri yoğun sevgi nedeni ile bağımlı hale geliyor ve bu farkında olunmayan bağımlılık çocuğun gelişim evresinde riskli bir takım kalıtsal sorunlara neden oluyor. Tabi biz bunun farkında bile olmuyoruz.
İşte kitaptan birkaç çarpıcı bölüm
Hiçbir çocuk bir diğeri ile aynı değildir. Nasıl ki gökyüzünden dökülen milyarlarca kar tanesi birbirine benzediği halde, hiçbiri birbirinin aynı değilse her bir çocuk da bir diğerinden farklıdır. Hepsi ayrı karaktere sahiptir. Bu kardeş bile olsa.
Eğer çocukların bu farklılıkları göz önüne alınmadan, karakterleri tanınmadan çocuk terbiyesine soyunulur ise şahin karakterli bir çocuk, bir süre sonra korkak bir kargaya dönüşme riski taşır. Nasıl mı?
Yaralı şahin kuşu, bir yaşlı kadının bahçesine kondu. Yaşlı kadın perişan görünümlü şahine acıdı, merhamet etti ve yanına aldı.
Aç şahinin önüne çocukları için hazırladığı hamur bulamacını koydu. Şahinin birden önüne konan tasa gagasını daldırmasıyla başını sallayarak geri çekmesi bir oldu. Çünkü şahin et yerdi; bu yüzden de hamur bulamacını yiyemedi.
Yaşlı kadın, şahinin bu halini görünce üzüldü; “Vah!” dedi. “Gagan uzamış, kıvrım kıvrım olmuş. Yumuşacık bir hamur bulamacını bile yiyemez olmuşsun. Senin önceki sahibin hiç mi Allah’tan korkmazdı ki şu gaganı düzeltmemiş” dedi ve eline aldığı kör makas ile şahinin gagasını kesmeye çalıştı.
Şahin yaşlı kadının elinden kurtulmak için çırpınsa da nafile, kaçamadı. Sonunda yaşlı kadın şahinin gagasını kesti.
Şahin çırpınırken yaşlı kadın, şahinin kanatlarını gördü. “Vah” dedi. “Senin eski sahibin sana hiç bakmamış, şu kanatların ne hale gelmiş? Kimi uzun kimi kısa kalmış
”
Bu düşünceyle eline makası alarak şahinin güzelim kanatlarını düzeltmeye başladı. Şahin acı ile kıvrandı, çırpındı... Çaresizce pençelerini kadının koluna attı ve tırnaklarını kadının koluna geçirdi. Yaşlı kadın şahinin kanatlarını güya düzeltirken koluna batan tırnakları gördü. “Vah, vah! Önceki sahibin ne kadar merhametsizmiş. Bir kere bile tırnaklarını kesmemiş. Tırnakların ne de çirkin olmuş” dedi ve elindeki makas ile şahinin av avlamakta kullandığı pençelerini söktü attı.
Cahil, yaşlı kadının elinde rezil olan şahinin gözleri doldu.
Yaşlı kadın, şahinin bu hali görünce hiddetlendi:
“Kimseye iyilik yaramıyor ki
Ben iyilik yapıyorum, kuş ağlıyor” dedi ve elindeki kuşu “Git hadi bildiğin yere” diyerek kaldırdı, havaya attı.
Şahin çırpındı uçmak için; ama kanatları kesilmişti bir kere, uçamadı. Acı ile yere inmek istedi, tırnakları sökülmüştü yere de konamadı. Kendini yan üzeri bir kulübeciğin arkasına attı.
Koca koca avları, gökyüzünde süzüle süzüle avlayan cesur şahin kuşu, cahil kadının elinde korkak bir kargaya dönüşmüştü
İşte birçok anne baba da bu bilgisiz kadın gibi çocuklarını yeterince tanıyamadıkları için ellerindeki “şahin” bakışlı çocukları, kargaya çeviriyorlar ve bunu fark etmiyorlar. Hâlbuki çocuk terbiyesinin birinci ve en önemli maddesi çocuğu tanımaktır.
Çocuğu tanımada, “başarı” mı “başarısızlık” mı ölçü olmalı?
Çocuğunun eğitimi konusunda tavsiyeler isteyen bir anne:
Kızım Tarih ve İngilizcede çok zayıf. İstemeye istemeye özel derse gönderiyorum. Bu da onu çok yoruyor. Onu motive edebilmem için ne tavsiyelerde bulunursunuz, diye sormuştu
Bense bu kız çocuğunun hangi derslerde iyi olduğunu merak etmiş ve sormuştum. Anne:
Matematikte çok başarılıdır kızım, demişti.
Peki, neden kızınızı matematikte özel derse yazdırmıyorsunuz, diye sorduğumda ise anne, omuz silkerek:
Gerek görmüyoruz, çünkü kızım çocukluğundan beri matematik dersinden hep on üzerinde on alır, demişti
Şaşırmıştım annenin “Gerek görmüyoruz” deyişine
Çünkü bu anne, kızının başarısız olduğu derslere verdiği önemi, başarılı olduğu derse göstermiyordu. Hâlbuki bu çocuğun kabiliyeti, matematik sahasında ayan beyan ortaya çıkmıştı. Anne kızının bu başarısını “Gerek yok” diye geçiştiriyordu
Hem kendinize hem de etrafınızdaki ebeveynlere bakın, aynı örnekteki bu anne gibi davrandığınızı fark edersiniz. Genelde çocukların başarısız oldukları alanlarda daha fazla yardıma ihtiyaç duydukları düşünülür ve bu sahalar takviye edilir. Oysa asıl önemli olan başarılı olduğu alanlarda destek görmesidir.
Ne yazık ki günümüz eğitim sistemi, her şeyden bir şey öğretmeye yönelik olduğu için bir şeyden her şeyi bilmeye yönelik kabiliyet taşıyan çocuklar arada kaybolup gitmekteler. Hâlbuki anne babalar, çocuklarının başarısızlığına dikkat çektiği ve özen gösterdiği kadar (ve hatta daha da fazla) çocuklarının başarılı oldukları sahalara da eğilmeli, onların meyillerini takip etmeli, o konularda yollarını açmalı, destek vermeliler
Çocuklara “Kendine Güvenmeyi” Öğretmek Doğru mu?
Anne-babaların en büyük isteğidir geride kalan çocuklarının kendi ayaklarının üzerinde durabilecek kabiliyete erişmesi. Kimi zaman “öz güven” kimi zaman da “kendine güven” diye tarif edilen bu terbiye yöntemi ne kadar doğrudur? Birçoğu yabancı eser olan, “Kendine güvenen çocuk nasıl yetiştirilir?” konulu kitaplar, bizim terbiye metodumuza ne kadar uygundur? Ya da soruyu farklı bir biçimde sorarsak kendine güvenen çocuk yetiştirmek doğru mudur?
Batı kaynaklı pedagoglar, terbiye açısından sağlıklı bir çocuğu tarif ederken “kendi ayakları üzerinde durabilen ve hayatının geri kalan kısmını kimseye muhtaç olmadan yürütebilecek cesareti kendinde bulan çocuk, sağlıklı yetiştirilmiş çocuktur...” diye tarif etmektedir.
Ne yazık ki günümüzdeki çocuk terbiyesinin hedefi de bu mantık üzerine şekillenmekte!
Otonom çocuk yetiştirmek, bela yetiştirmektir
Anne babalar çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeye çalışırken bir yandan onları kendi ayakları üzerinde durmaya teşvik ettikleri gibi diğer yandan da onları otonom (bağımsız) olmaya yönlendirmektedirler.
Uzun yıllar üniversitelerde ders vermiş bir psikolog, otonom çocuk yetiştirmeyi “başa bela” yetiştirmekle eş değer görüyordu. “Hayatı benmerkezci olarak algılayan çocukların ne zaman, ne yapacağı ve kimin başına hangi belayı açacağı bilinmez” diyordu.
Böylesi bir çocuk için hayatın anlamı, zevktir.
Hayatın anlamı, özgürlüktür.
Hayatın anlamı, “ben”dir.
Ona göre, “problem çözmek ve başkalarının derdi ile dertlenmek bir ahmaklıktır.”
Belki çocukluklarda, bebeklik yıllarındaki o sempatik ve sevimli hal, bu davranışın çirkinliğinin görünmesine engel olabilir. Ancak yetişkin olmaya başladıkça ve ergenliğe doğru adımlar attıkça otonom çocuklar, anne ve babaları için birer kâbus halini alabilirler.
Örneğin trafikte arabalar her ne kadar birbirinden bağımsız hareket ediyor olsalar da her bir trafik kuralı, her bir sürücüyü bir diğerine bağlı hale getirmektedir. Siz; trafikteki bir araba sürücüsü olarak ben bağımsızım ve kimseye uymak zorunda değilim, diyerek dönüşlerde sinyal vermeden dönebilir misiniz? Kırmızı ışıklarda durmadan yolunuza devam edebilir misiniz? Hız sınırı konulmuş yollarda “hiç umurumda bile değil” diyerek sürat yapabilir misiniz? Tabii ki yapamazsınız. Yaparsanız trafik canavarı olursunuz. O halde nasıl ki trafikte bağımsız olunamıyorsa sosyal yaşantıda da bağımsızlık diye bir şeyden söz edilemez. Eğer bir çocuk bu düşünce ile yetiştirilmeye çalışılırsa tıpkı trafik canavarının trafiği kâbusa çevirdiği gibi, böylesi bir çocuk da sosyal yaşantıyı kâbus haline getirebilir. Bundan da en başta, anne ve babalar zarar görür.
O halde, anne-babalar çocuk terbiyesinde hedef olarak otonomiyi ve bağımsızlığı değil, vicdan kültürünü ve bağlılığı seçmelidirler.
Kendine güvenen çocuk yetiştirmeyin
Güçlünün her zaman kazanacağı düşüncesi ile hayata alıştırılan çocuklar, genellikle kendilerinden güçlü kişilerin gücü altında ezilmeye de mahkûm olmaktadırlar. Her şeyi güç ve kendi başarısı ile elde ettiğini düşünen çocuklar, bunun böyle olmadığını ve olamayacağını anladıkları an, büyük bir ruhî çöküntü ile karşılaşmaktadırlar.
Hayat zordur. İnsan ise zayıf. Bu zayıf insanın ihtiyacı sınırsızdır. Sınırsız ihtiyaç sahibi insanın imkânları ise sınırlıdır.
Tüm bu zafiyet içindeki insanın kendi sınırlı güç ve kuvvetine güvenerek değil, Allah’a güvenerek yaşaması onu ruhen daha da mutlu edecektir.
O halde, anne ve babalar, kendine güvenen değil, Allah’a güvenen çocuklar yetiştirmelidirler. Tüm prensip ve terbiye yöntemlerini bu doğrultuda kullanmalıdırlar.
Çocuk üzerine daha birçok farklı görüş, değerlendirme ve öneriyi kitapta bulacaksınız
(Haber 7)
YORUMLAR 12
-
adam turk 17 yıl önce Şikayet EtJÜRİ LER KÜRÜ YOR. 4 beş mesleği birrada yaparsan karın doyurma şansın var.mesela öğretmenler hem öğretmenlik yapıyor hemde o işi başarmış gibi ,mecburi dersleri üç güne sığdırıp kalan zaman ticaret yapıyor ve aynı fakülteden mezun başkası ailenin eline bakıp ömür dolduruyor veya karın tokluğuna çalışıyor, devlet muzu bulutlara asmış maymunun da gözünü bağlamış, sürekli acaip imtihanlar açıyor özel devletten bin beter..bu demek oluyorkimillyonlarca koyun bir avuç kurda yetişemeyecek, adaletsiz bir ortamda adalet haykırmak..Beğen
-
adam turk 17 yıl önce Şikayet EtHALKIN ÇOCUK EĞİTİMİNİN YANLIŞLARINI DEĞİL, DEVLETİN ÇOCUKLARA BAKIŞININ YANLIŞLARINI BULMALISINIZ... batıda, çocuklar düğüne gider gibi okula gidiyor, okula gider gibi sokağa çıkıyor, yinde kimsede endişe ve ders çalışarak hayat kazanma hırsı gözlemlenmiyor, oysa bizde oks ve öys nin önüne 2 milyon çocuk yığılmış ve bunların yalnızca 10 bin tanesi adamakıllı iş buluyor, kalanı angarya,üstelik birde sürekli üç çocuk tavsiye eden başbakanımız var.sanki eldekileri yarattık, daldakiler kaldı.çocuğu dört dörtlük yetiştirme şansımız yok,zira BİZ FEVKALADE KIRİZ YETİŞTİRİRİZ. çocuklar alenen harcanıyorBeğen
-
MehmetBurak 17 yıl önce Şikayet Etmilli sınav sistemi-3. - hadi diyelim ki küçük bir şehirden istisna olarak çok zeki bir evladımız üniversiteyi kazandı, fakat yine rekabet imkanı yoktur. - hadi diyelimki okul bitti , özel sektörden başka şansı yoktur. - çünkü o evladımız , kardeşimiz, hakimlik, müfettişlik,kaymakamlık vb. yüksek memurlukların yazılı sınavlarını kazansa bile, tanıdığı yoktur, arkasında duracak yoktur, hakkını savunacak yoktur,sözlüde elenirler, -o çocuklara sorarlar kız öğrencilerin baş örtülü olarak üniversiteye girmesine karşı mısınBeğen
-
MehmetBurak 17 yıl önce Şikayet Etmilli sınav sistemi -2. milli sınav sistemi ve fırsat eşitsizliği yüzünden , küçük ilçelerde okumak zorunda olan, okul ile yetinmek zorunda kalan, ilave dershane ve sınav pratiği kazanamayan, fakat zeki, fakat ahlaklı, fakat bu toprakların değerlerini bilen, toprağa el sürmüş,koyun gütmüş,bayramlarda el öpmüş, büyüklere saygıyı öğrenmiş garip çocuklarının, baba parası ile şehirde özel ders ve dershane gibi imkanlar ile bilgi bombardımanına tutulmuş çocuklar ile yarışma ve yeterli rekabet imkanı genel manada yoktur.Beğen
-
MehmetBurak 17 yıl önce Şikayet Etçocuk terbiyesi , matematik,ingilizce,tarih. 1- )sayın yazar aileye matemetik dersi aldırmasını tavsiye etmiş , 2-)lakin şuanda milli eğitim sisteminden söz etmek mümkün değildir. Şu anda milli SINAV sistemi mevcuttur. 3-) en çok eğitim alırsan, okulda ahlaklı davranırsan değil (malesef), en çok öğretim ve bilgi alırsan iyi bir üniversiteyi kazanabilir ,iyi bir doktor, mühendis,avukat,hakim, kaymakam, savcı, vb. olabilirsin. 4-) bu yüzden o çocuğun zayıf olduğu dersler konusunda eksikliklerin giderilmesi (bıktırılmadan) doğrudur.Beğen