Evet, böylesi bir başlık ilk bakışta abesle iştigal cinsinden görülebilir. Ya da bir polemiği başlatmak amacıyla ortaya atılmış bir fikir gibi de değerlendirilebilir. Ancak bunların hiçbirinin söz konusu olmadığını hemen belirtelim. Bu saptama Sovyet Yüzyılı başlıklı kitabın yazarı Moshe Lewin’in kitabının sonunda ortaya koyduğu bir hüküm. Daha doğrusu uzun yıllardır üzerinde çalıştığı bir konuda vardığı sonuç. Lewin, Sovyet sistemi sosyalist bir sistem miydi diye sorduktan sonra cevap olarak kesinlikle hayır diyor. Bu hayırın gerekçesini de, sosyalizm, üretim araçlarına devletin değil toplumun sahip olmasıdır sözleriyle açıklıyor. Ve ardından da sosyalizm, her zaman siyasal demokrasinin derinleşmesi olarak algılanmıştır, reddedilmesi olarak değil vurgusunu yapıyor. Moshe Lewin, Sovyetlerin sosyalizminden söz etmekte diretmenin fazla bir anlamı olmadığı kanaatinde. Sosyalizmin gerçekleşebilir olmasının temel ölçütlerinin ekonominin sosyalizasyonu ile siyasetin demokratikleşmesi olduğuna işaret ediyor. Ve Sovyet sisteminin uygulamaları itibarıyla bunun uzağında kaldığına değinerek, karşımızda başka bir sistem olduğuna dikkat çekiyor. Sovyet sisteminin ekonomide çok sıkı bir devlet mülkiyetini öngörmesi dolayısıyla siyasal yaşamın bürokratikleşmesine yol açtığına vurgu yaparak mevcut durumun ideal sosyalist öğreti ile çeliştiği hükmüne varıyor.
|
‘Sovyet Yüzyılı’, 20. yüzyıla damgasını vurmuş olan Sovyetler Birliği’ndeki sistemin işleyişini anlatan bir kitap. Özellikle de bugüne kadar pek çok nedene bağlı olarak bütünüyle anlaşılamamış ve farklı şekillerde yorumlanmış bu sistemin ne olduğunu ve elbette ne olmadığını ortaya koymaya çalışıyor |
Sovyet sisteminin iktidarın babadan oğla geçtiği sistemlerden çok büyük farklılık içermediği tezinden hareket eden Moshe Lewin, siyasal anlamdaki bütün ilericilik ve sosyalistlik iddialarına rağmen Sovyet sisteminin de geleneksel rejimlerle aynı kategoride olduğunu belirtiyor. Moskova Prensliği’nin ve otokratik çarlık rejiminin oluşumunda temel dinamiği güçlü ve etkin bir bürokrasinin oluşturduğuna vurgu yapılan Sovyet Yüzyılı isimli bu çalışmada söz konusu rejimlerin ortak paydasının halk üzerindeki siyasal kontrol olduğuna özellikle dikkat çekiliyor.
Tam da bu noktada akıllara Çarlık Rusya’sı ile onu ortadan kaldıran ve yeni bir sistem kurma amacındaki Sovyetleri hangi etkenlerin ortak bir paydada eşitlediği sorusu geliyor. Moshe Lewin, Sovyetlerin bu geleneği sahiplenmelerini yeni devleti kurmak ve yürütmek için eski düzenin memurlarına kaçınılmaz olarak ihtiyaç duymasıyla açıklıyor. Çarlık bürokrasisi devrimden sonrada yerlerine kısa zamanda koyulabilecek kadrolar olmaması dolayısıyla görevine yeni dönemde de devam etmiş ve bu durum bizzat Lenin’in de altını çizdiği üzere öngörülenden daha büyük bir tarihsel sürekliliğin doğmasına yol açmıştı. Yeni rejimin devrim sonrasında askeri, mali ve dışişleri ile ilgili konularda işleri nasıl yürüteceğini öğrenmesi gerekiyordu ve bunun içinde Çarlık rejiminin bürokrasisine ihtiyacı vardı. Sayıları onbinleri bulan memur kadrosunun yanısıra yerleşik bir idari geleneğin varlığı sonuçta eski rejimin yeni rejimi de şekillendirmesine yol açacaktı. Bunun anlamıysa piramitsel bir hiyerarşi tarafından yönetilen bürokratik bir devletti.
‘Sovyet yüzyılı’ neyi anlatıyor?
Elimizdeki çalışma Sovyetler Birliği’nin tarihi anlatan bir kitap değil. Kitap, 20. yüzyıla damgasını vurmuş olan Sovyetler Birliği’ndeki sistemin işleyişini ortaya koymayı amaçlıyor. Özellikle de bugüne değin pek çok nedene bağlı olarak bütünüyle anlaşılamamış ve farklı şekillerde yorumlanmış bu sistemin ne olduğunu ve elbette ne olmadığını ortaya koymaya çalışıyor. Bunu yaparken de, demografi, kültür, ekonomi ve günlük politika gibi unsurları ön plana çıkararak bildiğimizden farklı bir Sovyetler portresi çiziyor.
|
Kitap, bir Sovyetler Birliği tarihi olmamakla birlikte Ekim devriminden sistemin tamamen çözülerek tasfiye olduğu 90’lı yıllara kadar yaşadığı süreklikleri ve kopuşları mercek altına alarak Sovyet sisteminin bir fotoğrafını çekmeyi de ihmal etmiyor. |
Sovyetlerin ardından
Ve 1917’de aynı hastalıklardan muzdarip Çarlık Rusya’sının kaçınılmaz biçimde tarih sahnesinden çekilmesi gibi 90’lı yılların başında Sovyetler Birliği de dağılmaktan ve tarih olmaktan kurtulamayacaktır. Tıpkı 1917’de Çarlık bürokrasinin yeni rejimde bambaşka bir kimliğe bürünmesi gibi günümüzde de bir zamanların komünistleri liberalleşerek yeni sisteme adapte olmanın çabası içine girerler.
Ancak Lewin’in de vurguladığı üzere çevre konumundaki ülkelerin modernleşmesi ve gerçek bir demokrasiyi oluşturması o kadar da kolay olmuyor. Bu gerçeklikten hareketle bir zamanların kendine özgü de olsa sosyalist olan Rusya’sının şimdi nasıl kapitalistleşeceği de önümüzde büyük bir soru işareti olarak duruyor. Ancak, Putin’in iktidar koltuğunu bırakmamak için oynadığı siyasal oyunlara, Rusya’nın yeni ekonomik düzenine ve en son sorun çözme yöntemi olarak Gürcistan’da yaşananlara bakınca, Çarlık Rusya’sının ruhu itibarıyla yaşadığı söylemekte bir yanlışlık olmayacağı görülüyor. Moshe Lewin, yılların birikimiyle üzerine konuşulması ve tartışılması gereken bir konuyu ele almış. Yani ister Çarlık Rusya’sı, ister Sovyetler Birliği, isterseniz de Rusya Cumhuriyeti adını verebileceğiniz bir büyük dünya gücünün fotoğrafını çekmeye çalışmış Lewin. Bu konulara ilgi duyanların söz konusu fotoğrafa bakmalarında fayda var. Çünkü görülecek çok şey var.
(Radikal Kitap)































Ünal TANIK
Mehmet ACET
Prof. Nevzat TARHAN
Prof. Osman ÖZSOY
Yaşar İLİKSİZ
Mehmet Ali BULUT
Ayhan KISKAÇ
Resul KURT
Mehtap KAYAOĞLU
Feride'nin Günlüğü
Salih ÖZDERYA
Faruk BAKAÇ
Ahmet GEMİCİ









Ahmet KEKEÇ
Zülfü Livaneli
Nuh GÖNÜLTAŞ
Ekrem DUMANLI
Sami KOHEN
Şeref OĞUZ
Atılgan BAYAR
İsmet Berkan
Abdullah Muradoğlu
Ayşenur KAHVECİ
Engin SEZEN
Mahir ZEYNALOV
Ahmet ÖZGÜNDOĞAN
Ahmet İNCE
Zehra YAVUZ