Türkiye Cumhuriyeti'nin iki sancısı
Gazeteci-Yazar Ahmet Taşgetiren, Türkiye Cumhuriyeti'nin 86 yıldır çözüm bekleyen iki sancısını açıkladı. Taşgetiren, Nur İlim ve Kültür Vakfı'nın konferansında önemli açıklamalar yaptı.
Dursun Kabaktepe'nin haberi
Ahmet Taşgetiren, ‘Cumhuriyet toplumun manevi değerleriyle kavga etmeden bir sistem kursaydı; bugün farklı bir Türkiye olurdu’ dedi. Taşgetiren, ‘Halkı istedikleri çizgide tutmak için baskı yaptılar. Dini kabul ettiler ama sınırlı yaşanmasını istediler’ diye konuştu. Gazeteci yazar Ahmet Taşgetiren, Nur İlim ve Kültür Vakfı’nın, Nesil Yayınları Av. Bekir Berk Toplantı Salonu’nda düzenlediği seminerde Türkiye’nin sancılı konularını ve çıkış yollarını anlattı.
TÜRKİYE’NİN İKİ SANCILI ALANI VAR
Osmanlı Devleti’nin prensip olarak İslam’ı üstün değer olarak gördüğünü ve Cumhuriyet dönemine gelince İslam’ın bu özelliğinin devre dışı bırakıldığını belirten Taşgetiren, Türkiye’nin iki sancılı alanından birincisinin din-toplum ve devlet, ikincisinin ise etnisite olduğunu açıkladı.
SİSTEM İLE HALK ARASINDA ÇATIŞMA VAR
Cumhuriyet dönemi ilk kadrolarının dinin toplum üzerindeki etkisini çok iyi bildiğini belirten Taşgetiren, ‘Bu yüzden onlar; din olsun ama halk bizim istediğimiz ölçüde dini yaşasınlar, düşüncesini savunmuşlardır.’ diyerek şu açıklamayı yaptı:
‘Toplumun dini sınırlı olarak yaşamasını istediler. Bu düşünceyi kabul ettirmeleri için dini istedikleri gibi yorumlayacak din adamlarını aradılar. Dini hassasiyeti olan bir toplumu yeniden şekillendirmek istediler. Ama bunu halk kabul etmedi. O yüzden sistem ile halk arasında hala bir çatışma var.’
TOPLUMU SOPA İLE TERBİYE ETMEK İSTEDİLER
Taşgetiren, ‘Tek parti döneminde toplum sopa ile terbiye edilmek istenmiştir’ diyerek şunları belirtti:
‘Ben bu çalışmayı sera toplumu ifadesiyle açıklıyorum. Sistemin sahipleri toplumu dönüştürmek istedi. Kendi ideolojilerini kabul ettirip kriterlerine uygun yeni nesiller istediler. Ama toplum bunu kabul etmedi. Toplum özgürlük problemi yaşadığını söylerken sitem toplumu dönüştüremedim, diyordu. Bu durum 1950’li yıllarda çok partili hayata geçene kadar devam etmiştir. Ama sıkıntı bitmemiştir. Bu seferde sistem tepkisini darbeler yaparak göstermiştir. Hala da sıkıntı devam ediyor’
SİSTEM DARBELERLE KENDİNİ KORUDU
Cumhuriyetin ilk yıllarında din-devlet ve toplum ilişkisinin iyi tanzim edilmemesinden kaynaklanan sorunların günümüze kadar yansıdığını belirten Taşgetiren, sistemin darbelerle kendini koruduğunu ve toplum üzerinde etkili olmak için mücadele verdiğini kaydetti. Özel yetkilendirilen kurumların Meclis iradesini bile gölgede bıraktığını söyleyen Taşgetiren, en yakın örnek olarak Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü konusunda verdiği karara değindi. Mahkemenin kanunları esastan görüşme yetkisi olmazken Ali Cengiz oyunu ile konuyu başka yerlere bağlayıp kanunu iptal ettiğini anlattı.
LOZAN’DA İSLAM TEZİ SAVUNULDU
Türkiye’nin ikinci sorunu olarak gördüğü etnisiteyi de açıklayan Ahmet Taşgetiren, süreci anlatmaya Lozan Anlaşması’ndan başladı. Lozan’da azınlıklar konusunun tartışıldığını, itilaf devletlerinin özellikle Kürtleri de azanlık grubuna dâhil etmek istediğini vurgulayan Taşgetiren, İnönü’nün başkanlığındaki heyetin bu oyuna gelmediğini söyleyerek şunları anlattı:
‘Ogün Türk heyeti Müslümanlar içinde azınlık yoktur, demiştir. Tek millet tezi savunulmuştur. İslam tezi savunulmuşlardır. Böylelikle sadece gayri müslimler azınlık olarak görülmüştür. Ama anlaşma yapıldıktan sonra Cumhuriyet bu tezi ülke içinde sürdürmemiştir. Doğu’da baskıları artmıştır. Dini konulara ise sınırlama getirilmiştir.’
KÜRTLERİ VE TÜRKLERİ İSLAMDAN UZAKLAŞTIRMAK İSTEDİLER
Taşgetiren, Türkiye’de yaşanan çıkmazı anlatmak için Şeyh Said’in torunu olan 11. Dönem DP’den ve 19. Dönem DYP’den Erzurum Milletvekilliği yapmış olan Kürt kökenli siyasetçi Abdülmelik Fırat’ın bir sözünü hatırlattı: ‘Kemalist proje Türkleri dinden uzaklaştırmak için kurulmuştur. PKK projesi de Kürtleri İslam’dan uzaklaştırmak için kurulmuştur. İkisi de birbirinden ayrı gibi görünse de bu noktada birbirini destekler hale gelmiştir.’
Seminer sonunda Ahmet Taşgetiren'e, Nur İlim ve Eğitim Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Fırıncı tarafından hediyesi takdim edildi.
-
yusuf mehmet 16 yıl önce Şikayet Etahmet taşgetiren bey. bazı görüşlerini kabul etmesemde hep saygıyla karşıladığım ve samimiyetine inandığım bir yazar.kişiler üzerinden değil fikirler üzerinden eleştiri yapan,saygılı,hoşgörülü,vatanperver bir anadolu insanı.en azından şu ana kadar öyle biliyorum.yazıları dikkate alınmalı.boşa konuşmayan nadir yazarlardan biri.Beğen
-
tolga ceyhan 16 yıl önce Şikayet Etosmanlı devamı. Osmanlı bize ışık tutacak bir çok ekonomik kültürel zenginlik mirası bırakmıştır. düşünürsek Türkiyenin vakıfları bile osmanlı zamanından günümüze gelen bir yardımlaşma ve dayanışma örneği ayrıca tıp konusunda ilerlemiş bitkisel ilaçlar ogünden bugune yıllardır kullanılmakta bir çoğunu ilaç olarak yeni yeni kullanılmaya başlamış halkımız birbirine yardım etmesi imece çalışmaları ahilik(çıraklık)sistemi ... sosyal yaşam tarzı değişti bireyselleşti aile yapısı mı onada az kaldı Avrupa usulü 18 yaş eyvallahBeğen
-
tolga ceyhan 16 yıl önce Şikayet Etosmanlıyı birarada tutan değerler atıldı sonuç. osmanlının yaptığını bugün AB adı altında yapılıyor bizim osmanlı nın hiç bir şeyini kullanmamamız devlet yapısını değiştiriken ileriye yönelik halkı bir arada tutacak refahı artıracak osmanlı kültürünü bırakarak osmanlıyı örnek almış avrupa özentisi bunu bırakarak sosyal yaşantıyı birarada tutacak adaletli vergi sistemi zengini fakiri insanın insanı düşündüğü bir toplum haline gelmemiz Komşusu açken kendisi tok yatabilen bir toplum değil komşusunun durumundan haberdar olan ona yardımı devletten önce yapanBeğen